her şey çok yavaş…

Sigaranın dumanı canı istediği gibi davranıyor. Kah yukarıya doğru yükseliyor, bazen de hiç kıpırdamadan öylece beni seyredip tavana yapışıp bekliyor. İsterse minik pencereden çıkıp gidiyor. Ama o can sıkıcı şekilde özgür davranıyor. Dışarıda hava nasıl belli değil. Şimşeğin gürültüsü bozuk bir televizyon sesi gibi isterse çıkıyor. Ya da ben duymuyorum. Işıklar yavaşça sönüyor, sonra kayboluyor, … Okumaya devam et her şey çok yavaş…

pazarcı

Koca cipini pazara en yakın yere zorlukla park etti. Kahvede kayıtsız sabah kahvesini içen ihtiyar arabaya baktı. Kumandasına bastı. Dev iki kulağa benzeyen aynalar acele cama yapıştı. Balonlu naylona benzer gocuğunu çenesine kadar çekti. İhtiyarın gömleğinin yakası açık ceketinin iki düğmesi ilikliydi. Yavaşça sigarasından bir fırt daha aldı. Adam pazarın yıllardır geldiği yazlığına bu kadar … Okumaya devam et pazarcı

bir pazar gezisi

"Delikanlı buralarda taziye evi varmış, nerede biliyor musun?"Tombul yanakları kıpkırmızı, kazağından dumanlar çıkan çocuk topun üstüne bastı.Yanındaki sıska "O da neymiş?" dedi."Cenaze evi yani evladım. Parkın içinde demişlerdi bana""Burada yok" dedi hiç düşünmeden. Topa olanca hızıyla vurup tel örgülerle çevrili toprak sahada koşturmaya devam ettiler."Baba, delikanlı dedin ya. Şişman diye mi?""Oğlum senin yaştakilere öyle denir … Okumaya devam et bir pazar gezisi

beyoğlu

Cumartesi saat 11’e doğru yatakta gözlerini açtığında hala gitmekte nazlanan sonbaharın sıcak ışığını ruhunda hissetti. Koca bir haftayı soluksuz çalışarak geçirmişti. Uzun zamandır neredeyse sadece yatmak için eve geldiğini hatırladı. Yerini kışa bırakmak istemeyen sonbahar gibi o da sarıldığı yastığını bırakmak istemedi. Gerindi. Gözlerini tekrar kapadı. Gördüğü rüyayı düşündü; Koca bir okyanusun dibindeydim. Her türden … Okumaya devam et beyoğlu

kayıp

Bir an duvarın soğuğunu sırtımda hissettim. Gözümü açtığımda hastanede olduğumu hatırladım. Oturduğum tahta sıranın tam karşısında duvardaki saat yediyi gösteriyordu. Gün ışımak üzereydi demek ki. Üniversiteyi bitirir bitirmez ilk bulduğum işe gireli neredeyse bir yıl olmuştu. Ama ben gece gündüz demeden çalışıyordum. Azıcık gözlerimi dinlendireyim derken uyuyakalmışım. Ambulans annemi almaya geldiğinde gece yarısını biraz geçmişti. … Okumaya devam et kayıp

Smyrna

Smyrna yanıyordu. Yıkık dökük eski bir kalenin kapısından içeriye kendisini zorlukla attı. Dondurucu rüzgarın vızıltısı hala kulağındaydı. Küçük kentin daracık sokakları neredeyse terk edilmiş gibiydi. Cılız da olsa sokağın iki tarafında kale kapısından itibaren duvarlara neredeyse bitişik en fazla iki katlı eski taş evlerin tahta pervazlarından sızan ışıklar sokağı aydınlatıyordu. Sokaklar o kadar dardı ki, … Okumaya devam et Smyrna

benzinci

Daha fazla dayanamayıp gördüğü ilk benzinliğe daldı. Büyük bir barakaya benzer dükkanın önünde sertçe fren yapıp hızla kapıyı açtı. Onu sabırla takip eden koca toz bulutu çirkin dört çekeri yakalayıp, sanki tüm zerrelerini adamın lacivert takım elbisesinin üzerine olanca ateşiyle yapıştırdı. Gözlerini kısmaya çalıştı, fayda etmedi. Güneş gözlüğünü çıkartıp eliyle yüzünü sildi. O sırada sanki … Okumaya devam et benzinci

hypnagogia

Beş yıldızlı tatil köyünün, içinde suların fışkırdığı fıskiyelerin olduğu, devasa ağaçların gökyüzünü kapladığı, koca bir köprünün karşılıklı geçişi sağladığı dev havuzunun hemen kenarındaki şezlongda bambudan yapılmış şemsiyem gri, insanın içini karartan ışıksız havayı örtmeye çalışırken ben geçen hafta başladığım yazarlık kursunu düşünüyordum. Daha ilk derste kitaplarının herhangi birinin bir sayfasını bile yazmayı hayal edemeyeceğim hikayelerini … Okumaya devam et hypnagogia

tutuklu

Beyoğlu İstanbul’da en sevdiğimiz yer. Öğleden hemen sonra metronun çıkışında buluştuk. Ona nasıl sarıldım, yine çok özlemişim. El ele tutuşarak caddeden karşıya geçtik. Hiçbir programımız yok sadece beraberiz ya o bize yeter. Meydandan İstiklal Caddesi'ne girdik. Bugün şanslıyız. Kış güneşi sarı ışıklarıyla ısıtıyor bizi, nefis bir gün. Fransız Elçiliği'nin önünde iki çirkin adam, korsan kıyafetleriyle … Okumaya devam et tutuklu

kıyı

Kış güneşinin apartmanların ardından günü terk ettiğini fark etmemişti. İlk gördüğü ışıklı yer burasıydı. Dışarıdan küçük bir aile işletmesi gibi görünüyordu. Sanki bir evin koca yemek salonu sokağa açılıyordu. Krem rengi pervazları, duvarın dibine dizilmiş küçük saksıları, beyaz örtüleri ile restoran koca binaya iliştirilmişti. Camlı kapıyı açınca çıngırağın sesi duvarda her yaştan aile bireyleriyle dolu … Okumaya devam et kıyı