pazarcı

mantar

Koca cipini pazara en yakın yere zorlukla park etti. Kahvede kayıtsız sabah kahvesini içen ihtiyar arabaya baktı. Kumandasına bastı. Dev iki kulağa benzeyen aynalar acele cama yapıştı. Balonlu naylona benzer gocuğunu çenesine kadar çekti. İhtiyarın gömleğinin yakası açık ceketinin iki düğmesi ilikliydi. Yavaşça sigarasından bir fırt daha aldı.

Adam pazarın yıllardır geldiği yazlığına bu kadar yakın olmasına şaşırdı. Neredeyse uzun bir sabah yürüyüşüyle gelinir diye düşündü. Hoş bu sabahta öyle çıkmıştı ama neyse pazarda yürürdü şimdi. O farkında değildi ama aralarında dolaşan yabancıyı köylüler hissetmişti.

Pazarın hepsi topu topu iki küçük birbirini kesen sokaktı. Hemen solunda iri bir kadının oturduğu tabure şalvarının altında kaybolmuştu. Önünde sekiz on limon, bir kaç demet yeşil taze soğan, toplasan on tane etmez greyfurttan başka bir şey yoktu. Hepsini satsa kaç para eder ki diye aklından geçirdi adam.

-Otlu, bal kabaklı gözleme ister misin abi?

-Dönüşte alayım.

Yürüdü. Bir renk cümbüşü karşıladı onu. Dün ufukta denize düşen güneşe benzer portakallar, kokusu pazarı basan limonlar, mandalinalar, koca saplarıyla biraz önce evin bahçesinden kesilmiş uzun saplı enginarlar. Yeşilliğin her türlüsü. Çam, kestane, dolaman, istiridye mantarları yan yana.

Kimse elindekini satmak için onu zorlamadı.

-Muzları seçebilir miyim?

-Abi canın hangisi isterse, yerli Alanya bunlar.

Fazla taşımamak için yeşillik alıp geri döndü.

-Abi gözlemeni vereyim mi?

-Olur, olur iki tane yeter.

-Hangisinden?

-Ya sen ver işte.

Tezgahın üzerindeki sac ocak cızırdadı.

İri kadının yanında biri durdu. Torbasından bir limon çıkarıp kadına verdi ve gitti. Adam fazla almıştır diye düşündü. Başka biri geçerken bir demet tereyi örtüye bıraktı. Adam şaşkın olanlara baktı. Yaklaştı;

-Limon kaç lira?

-İki lira ama gözüm iyi görmez.

Adam kadına dikkatli baktı. Gözleri sonsuz bir boşluğa bakar gibiydi. Koca memelerini bol kazağı örtememişti.

-Kilosu mu?

-Evet.

Yanındaki market torbalarından birini aldı. Elleriyle yakalayarak limonları doldurdu.

Elinde bir gazete, torbasında dört ekmeği olan başka biri geldi.

-Sen alacak mısın?

-Evet, dedi adam.

-İyi o zaman bu hafta sen al, dedi. Uzaklaştı.

Adam iyice afalladı.

-Fazla limon vermiş olabilirim.

Adam etrafa baktı. Zaten terazi falan yoktu. İri kadın torbayı doldurdu.

Adam bozukluklara baktı. 3,5 lira vardı. Avucuna bıraktı.

-Fazla para verdim ben de.

Der demez bin pişman oldu. Ancak anladı. Daha fazla vermek istedi. Ama teklif edemedi. Torbayı alınca dünyanın ağırlığı omuzuna çöktü. Geri uzattı torbayı.

-İçinden bir tane al, çok vermişsin.

Kadın sorgulamadı.

-Al bir tane daha al, bu en az üç kilo eder.

-Al al bir tane daha al. Al daha fazla al.

-Sağ olasın evladım. Ayaklarım çok hasta yürüyemiyorum.

-Abi gözlemeyi unuttun

Kulaklar açıldı. Adam arabasına binip kaçtı. İhtiyar demli çayından bir yudum daha aldı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s