Güncel Haftalıklar-9

Adı üstünde ‘çilingir sofrası’. Adabıyla içene dilinin pasını atması için anahtar… Şimdilik davulun sesi uzaktan geliyor. Korkumuzdan açılan meyhanelere bile gidemiyoruz. Sadece korku mu, vatandaşın içtiği dört kadehten üçüne el koyan zalim bir sistem. Vergi paylaşımı konusunda en adaletsiz ülkelerin başında geliyoruz. Pandemiyle ağırlaşan yaşam şartları, kayıplar, artan işsizlik, insan hakları ihlalleri, kadına, hayvana şiddet, doğa katliamları… Neresinden baksanız delirmemek için azıcık keyfimizi elimizden alan ‘sevgisiz’ , vurdumduymaz bir yönetim.

Zamanında üşenmeyip kış güneşi kendini gösterdi, yok ne güzel yağmur yağıyor, hava kapalı içim sıkıldı, ya da yazın sahil kenarında içilmez mi bahaneleriyle yuvarladığımız kadehlerin sohbetlerini iyi ki yapmışız. Umut olmadan yaşanmıyor, güzel günler yakındır…

Hele Beyoğlu… En fazla şimdiki haline üzülüyordu. Eski günlerini hatırlayınca, kırk yıllık doğma büyüme oralıymış gibi canı sıkılırdı. Balık Pazarı’nın önünde taksiden inip içeri daldın mı başka bir dünya başlardı. Bir güz akşamı mesela… Sokağa girdin mi hafif bir serinlik olurdu. İstanbul’un içinde bir hayal âlemi… Cumhuriyet meyhanesinin müdavimleri… Sessizlerdi. Saatleri, masaları belliydi onların. Yanında Degüstasyon, Erol ayakta geleni gideni süzer, kimseyi kolundan çekiştirip içeri sokmaya kalkmazdı.

Ağırbaşlı sokakta, mis gibi anason kokusu Müzeyyen’in şarkılarına dolanırdı. Sarıkanat veya lüfer varsa tezgâhın en önüne konurdu. Biraz yürüdün mü kokoreçin dumanı midye tavanın cızırtısına karışır, seni Çiçek Pasajı’na sokardı.

‘Keşke,’ dedi, ‘keşke…’

‘Tramvaydan inip beraber el ele, İstiklal’de poyrazın getirdiği dinginliği içimize çekseydik. En pahalısından bir eşarp alırdım ona. Yanımda havalı havalı gezsin diye. Garsona selam verip şöyle keyfince ona Asmalı’da, sokağın en fiyakalı yerinde bir masa kursaydım. İkimiz, yalnız ikimiz. Rakı içerdik. Kalın sert beyaz peyniri, yanında kavunu… Bembeyaz örtünün üstünde… Bütün mezeleri denerdi.

Hayatında hiç tatmadığı çiroz, tekmilli fava, bir parça torikten lakerda ısmarlardım. Yanında barbunya pilakisi… Gönlümüzce içer, konuşurduk, anlatırdık ne varsa. O yine Zeki’den bir şey mırıldanırdı. Gırnatacıları oturturduk masamıza, başka yere göndermezdik, gönlünce ne isterse çalsınlar diye. Ne varsa dökerdik eteğimizde. Ulu orta dertleşirdik. Sarhoş olur, kol kola girerdik, usulca karışırdık kalabalığa, korkmadan, sevgili gibi… Kalmazdı aramızda konuşulmadık konu, söylenmedik bir söz. Bilinmeyenler bilinirdi, hayat o andan başlardı. Hiçbir şey olmamış gibi, yeni tanışmışız gibi…

oda, roman, ağustos 2020

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s