Güncel Haftalıklar-10

Ülke gündemine yetişmek mümkün değil. Aklımda bir konu var, sıcak, yazmak istiyorum, derdimi kâğıda dökmek, belki de psikologların dediği gibi hafiflemek… Yazmak, meditasyon, terapi gibi. Ancak her sabah farklı bir gündemle oradan oraya savruluyoruz. Olana bitene gözümüzü kapatıp hayatımıza devam etmek elbette olanaklı değil.

Emekçi kadınların günü olaysız geçti, azıcık da olsa farkındalık yarattılar sevincimiz kursağımızda kaldı. İki gün geçtikten sonra, maskeyle yüzleri kapalıydı bari zıplayan kadınları tespit edelim demek düşünülmüş bir senaryo değil mi? Önce izin verelim, güya demokratik davranalım, sular durulunca gereğini yapalım. Bize öğretilen devletin koruyucu, kollayıcı olduğu değil miydi? Düşünsenize bir zamanlar çalıların arasından fırlayan bir trafik polisi sizin hız limitini aştığınızı yüzünüze haykırırken, diğer taraftan tahsilatı yapmanın keyfini çatıyordu. Devlet vatandaşını tuzağa düşürür mü diye isyan ediyorduk. Sonraları Devlet karayollarında adım başı radar var deyip sorumluluğu üzerinden attı. Cezaları, vergileri, harçları arttırdı, insanları eğitmek yerine korkuttu. Sorun çözüldü, şimdi mahkemeye başvursanız, tabelayı görmedin mi ey vatandaş cevabını alıp oturursunuz. Oysa aynı zihniyet devam ediyor. Kameralardan maskesini çıkartanların anında peşine düşülüyor, ya da tekneden, pırlantadan alınmayan vergilerin kat be kat fazlası, tüketimi artıyor, sağlık bahanesiyle içki sigaranın veya en elzem ihtiyacımız olan bebek bezine konuyor. Devlet tüm birimleriyle peşimizde, cebimizde, evimizde… Bu hal 1984’ten beter…  George Orwell’in distopyasında yaşayanların hiç olmazsa farkında olduğu, bildiği yasalar vardı. Oysa biz saldırının nereden geleceğini bilmiyoruz. Yıllar öncesinde attığınız bir tweet, bilmeden açtığınız yasal bir banka hesabı, yoldan geçene verdiğiniz selam bile hanenize işleniyor, gün geldiğinde önünüze konmak için saklanıyor. Bir kabile devletinde bile kurallar her gün değişmiyor. Herkes suç işlerse başına ne geleceğini biliyor. Veya bir tarihteki feodal yapılar çalışanını bir gün aç bırakıp ertesi gün doyurmuyor. Çalışıyorsa doyurmak gerekir diyor. Alacak verecekler belli, elbette günümüzde bu anlayışı savunmuyorum, ancak ülkemizin bugün İsveç merkezli V-Dem Enstitüsü’nün 2021 demokrasi Raporu’na göre son 10 yılda en çok otoriterleşen ilk 10 ülke arasında olduğu rapor edildi. 179 ülkenin değerlendirildiği “Liberal Demokrasi Endeksi” nde Türkiye; Kongo ile Ruanda’nın arasında 149. sırada. Devlet ceza kesip para toplayacağı, sudan sebeplerle işine gelmiyor diye insanları tutuklatacağına, dini siyasete alet edip kaynakların tamamını diyanet işleri denen kuruma aktaracağına, eğitime verse olmaz mı?  Devletin görevleri nedir, vatandaşlık haklarımız nedir, bilen var mı? Eğitime yatırım yapmak istiyor mu? Elbette hayır. Öyle olsaydı üniversiteleri özerk yapar, eşi dostu yerleştirip, çocukları coplayıp, göz altına almazdı. Fakirlik, yoksulluk diz boyu iken, vatandaşına maske dağıtamayan, aşı alamayan devlet, camiler açmaya, din adamları yetiştirmeye devam etmezdi. Üstelik aydınlanmanın beşiği, tasavvufun yeşerdiği, felsefenin doğduğu, tek tanrılı dinlerinin merkezinde, şans eseri dünya bilgisinin içinde yaşadığımız şu kıymetli coğrafyada…

Aydınlanmanın azıcık ucunu gördüğümüz günler yaşı yetenler için gözümüzün önünde. Biraz palazlandığımız seksen öncesi dönem, bir faşist ihtilalle yok edildi. Özgürlük, adalet daha o zamandan rafa kaldırıldı. Beşibiryerde ihtilalciler, dört bir tarafta tarihte görülmemiş sayıda Kuran kursları, imam-hatipler açıp, eğitimi YÖK’e teslim ederek asıl darbeyi indirdiler.

Neo-liberalizmin kapısını açan Özal iktidarı, aydınlarımızın tek tek katledilmesini takip eden 90’lar Siyasal İslam’a altın tepside yönetimin yolunu açtı. O günlerde vesayetleri kaldıracağız diye dinle yakından uzaktan ilgisi olmayan bu zihniyete bilerek veya aldanarak evet diyen bazı sol sözde aydınlar bugünlerde özür sırasında. Ezilen kadınlarımızın, fabrikalarda, plazalarda, sokaklarda karın tokluğuna çalışan insanlarımızın hayatlarını, hayallerini çaldılar.  Aydın insan, tutarlı, disiplinler arası karşılaştırmalar yapabilen, okuyan, tehlikeleri gören ve toplumu uyaran, tarihten haberi olanlar olmalılar.  Aldatılmış olduklarını söyleyenleri bile tarih affetmeyecek. 

Sadece onlar mı? Bir kısmımız, bu din tüccarlığını çok sevip peşine takıldık, el etek öptük, ne derlerse başımız eğdik, zenginleştik, Yani iktidarın değirmenine su taşırken bize de düşenle cebimizi doldurduk. İktidar değiştiğinde artık tecrübeliyiz, hemen safımızı değiştirip, bukalemun gibi renk değiştireceğiz.

Kaderimize boyun mu eğeceğiz? Hayır, kadınlarımız bizden daha cesur. Bu kez onlar bize yolu açacaklar. Kadınları yazacaktım, hatta “erkek egemenliğini ortadan kaldırma” bakanını, neyse haftaya…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s