Güncel Haftalıklar-6

“İhtiyaçlar sınırsız, kaynaklar kıttır” Fakültede bize öğretilen iktisat dersinin ilk cümlesiydi.  Bana hep günümüzde edebiyat için sıkça kullandığımız, “duygular sonsuz, kelimeler yetersizdir” ifadesini hatırlatır. Ekonomide kaynakların tutumlu kullanımı için dinler, felsefe, kadim bilgelik yorulmaz bir uğraş içindeyken, edebiyatın mevcudu çoğaltan, söz üstadı, simyacıları vardır. Sanatçı, belki de apriori denebilecek bu önermeyi deneyimlememizin önünü açan kişidir. Cortazar, edebi biçim ve kuralları zorlayarak bize bu anlatımı sağlayan çağdaş yazarlardan biri.

Pablo Neruda, onun için; “Hayatında onu okumamış birisi hiç şeftali yememiş gibidir, onun eserlerini okumamış olmak sinsi ve ölümcül bir hastalığa yakalanmış olmaktır” der.  Julio Cortazar’ın ölümünden birkaç yıl önce Berkeley’de o günün şanslı öğrencilerine verdiği dersler Türkçeye çevrildi. Hani bir roman karakteriyle bütünleşip nasıl onunla metnin içinde birlikte seyahat ederseniz, bu kitap da bize Cortazar’ı bir edebiyat hocası olarak okulun koridorlarında karşımıza çıkarıyor.

Dünya Savaşı’nın içine doğmuş, seksen öncesi neredeyse ülkemizde her yazanın tutuklandığı dönemi Cortazar da Peron’ a karşı duruşuyla yaşamış bir aydın. Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nı hem Cezayirliler hem de Fransızlar için bir dram olarak gören sanatçı, Küba Devrimi’yle de yakından ilgilenmek için iki ay orada kalmış. Tüm bu politik olaylarının sonucu “sadece Arjantinli olmadığımı hissettim, ben Latin Amerikalıyım” ifadesini kullanmış. Yine de bir roman veya öykü ortaya koymak için verilecek mesajın ideolojik ya da politik olmasını kabul etmez. Edebiyatın bu iş olmadığını, denemenin, makalenin bunu daha iyi yapabileceğini belirtir. Che Guevara’nın gerilla ceketinin cebinde taşıdığı Jack London öykülerinin kesinlikle militan öyküler olmadığından bahseder. Ona göre, sadece politik mesajlar içeren metinler edebiyatı sınırlar. Öğrencilere ilk derste verdiği üç kelime estetik, metafizik, tarih; yazarlık yolunda onun geçtiği evrelerini anlatır. “Estetik kaygısı çok saf biçimde gençken, ulaşabileceğimiz iyi kitapları okumak, kah meşhur modellere, kah son derece nitelikli ve stilistik bir kusursuzluk idealinin peşinde koşarak yazmaktı” diye anlatır. ”Takipçi” ve ardından gelen “Seksek” adlı kitapları yazarken “metafizik” diye adlandırdığı, insanın felsefi olarak kendini sorgulaması, ölüm, yaşam, başına gelenlerinin nedenlerini metinlerinde bulmaya başlarız. Yine de okurlarının bir kısmına göre politik bir yazar olmak etiketinden kurtulamadığı bir gerçek. Bir tarafta imgeci, fantastik, şiirsel anlatımıyla düş gücümüzü zorlayan öyküleri, diğer tarafta belki de politik okurların onu daha fazla yakaladığı romanları. Onun ifadesiyle “düzyazı boks maçı gibidir, romanı puan alarak kazanabilirsiniz ama öyküde nakavt etmeniz gerekir.”

Julio Ortega şöyle diyor: “Onu heyecanlı bir evren gibi açılan dilin bulunduğu kıyıdan başlayarak okuyabilirsiniz. Vuku bulan bu duygudaşlık, hayranlık ve fırtınaya tutulmuşluk içinde anlatı kendini açar. Çevrilen her sayfa kendini tasarlar, yeni bir okumanın yol haritası çizilir, başka bir okurun projesi onaylanır. Cortazar başka hiçbir şeyin olmadığı kadar İspanyolcanın eseridir.”

Onun dil vurgusu Latin Amerika’nın bağımsızlık mücadelesine bir göndermedir. Fransızcayı sadece Fransızlara mektup yazmak için saklıyorum demesinin altında yatan başka ne olabilir?

 “Biz küçükken annelerimiz, öğretmenlerimiz bize dalıp gitmemek gerektiğini öğretirler, hatta bizi cezalandırırlar, işte bu yüzden belki de –zavallılar, farkında olmadan- bizi çocukluğumuzdan itibaren, belli türde birçok açılım olasılığı içinde bir olasılıktan mahrum ediyorlar”

Dalıp gitmenin fantastik öykülere hayat verdiğini, kısa bir anın, zihnindeki zamanın yayılışında koca bir hayatı tarif edebilecek kadar uzun olduğunu anlatır. Ona göre fantastiğin edebiyatta ortaya çıkma eğilimi gösterdiği biçimlerden biri de bizim hiç yabancı olmadığımız “kader”dir.  Müslüman dünyasında son derece güçlü, anonim öykülerde, şiirlerde, geleneklerde ya da mitolojik hikâyelerde, sürecin içindeki kişinin tüm çabasına rağmen süreci değiştiremediği, kaçınılmaz sona doğru giden kavram. Oedipus döngüsünü örnekler; kaderin nasıl gerçekleştiğinin kusursuz anlatılarından biri olarak. Marquez’in “kırmızı pazartesi” metninin okuyanlar hatırlayacaklardır. Kitabın sonu başından anlatılmıştır, ama bizler o seyahati yine de merak etmeden duramayız. Cortazar’ın fantastik metinlerine bir de bu açıdan bakmakta fayda var. Örnek aldığı Borges’in öykülerine atıf yapar. Metnin ipuçlarının bizi götürdüğü yerin izini süreriz, öngörmeye çalışırız. Ancak son cümlede rüyadan henüz uyanmış, hayalle gerçeğin arasına sıkışmış bizleri şaşırtmaya devam eder.

Derslerinde, edebiyatta, oyun, mizah, müziğin yerleşimini nefis örneklerle anlatır. Zenginliğini elbette edebiyat dışında ilgilendiği şeyler arasında mitoloji, antropoloji, psikoloji, boks, sinema ve fotoğrafçılığın da olmasına borçludur.

Kitabın kapanış sözüyle bitirelim;

“Kitaplarımız denize bırakılmış şişelerden başka bir şey değil; cehalet ve sefaletin enginliğine fırlatılmış mesajlar; ama bazı mesajların sonunda gideceği yere ulaştığı oluyor ve o mesajların anlamlarını ve varoluş sebeplerini işte o zaman göstermeleri gerekiyor, onları okuyanlara ve bir gün okuyacak olanlara zihin açıklığı ve umut götürmeleri gerekiyor”

Julio Cortazar, Edebiyat Dersleri, Berkeley, 1980, Çeviren Süleyman Doğru, Everest Yayınları

Güncel Haftalıklar-6” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s