Nıver Lazoğlu

Kolayı herkes yapar derler ya, yarınlara umut ekiyorlar... Hayat  su misali akadursun, umutlar biriktiriyoruz ya yarına; Daha iyi kalmak daha mutlu olabilmek adına…  Belki de bugünlerde en çok da buna ihtiyacımız var sanırım.. Dün de kapı kapı dolaşıp tencere tava satarken yönetici konumuna yükselen bugün ise patron titrini alan Ahmet Güven ve Lemi Esen Paksoy'u sizlere … Okumaya devam et Nıver Lazoğlu

turkuaz

    Sarı plastik kaplı büyük telli defterimi çantamdan çıkarıp masaya attım. Sanki bir toz bulutu kalktı. İçindeki saman kağıtlarının yorgunluğu etrafa yayıldı. Yazmaya karar verdiğimde defterin ilk sayfasına “deli defteri” diye başlık atmışım. Neden olduğunu hatırlayamadım. Eski yazılarımı okudukça içimden yazmaya karar vermek mi yoksa yazma hali mi daha delilik diye geçirdim. Yazma anındaki … Okumaya devam et turkuaz

benzinci

Daha fazla dayanamayıp gördüğü ilk benzinliğe daldı. Büyük bir barakaya benzer dükkanın önünde sertçe fren yapıp hızla kapıyı açtı. Onu sabırla takip eden koca toz bulutu çirkin dört çekeri yakalayıp, sanki tüm zerrelerini adamın lacivert takım elbisesinin üzerine olanca ateşiyle yapıştırdı. Gözlerini kısmaya çalıştı, fayda etmedi. Güneş gözlüğünü çıkartıp eliyle yüzünü sildi. O sırada sanki … Okumaya devam et benzinci

meşin yuvarlak

  Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde Gezegenler ’den birinin Kuzey bölgesinde tabaklanmış koyun derisinden yapılan toplarla “futbol” denen bir oyun oynanırmış. Yapılan topun kalitesi postun sahibi hayvanın hayat hikayesine bağlı olduğundan her top zaman içinde farklılaşınca, topun adı ”meşin yuvarlak” kalmış ama malzemesi standart olsun diye sentetik malzemelerden yapılmaya başlanmış. Önce nerede boş … Okumaya devam et meşin yuvarlak

hypnagogia

Beş yıldızlı tatil köyünün, içinde suların fışkırdığı fıskiyelerin olduğu, devasa ağaçların gökyüzünü kapladığı, koca bir köprünün karşılıklı geçişi sağladığı dev havuzunun hemen kenarındaki şezlongda bambudan yapılmış şemsiyem gri, insanın içini karartan ışıksız havayı örtmeye çalışırken ben geçen hafta başladığım yazarlık kursunu düşünüyordum. Daha ilk derste kitaplarının herhangi birinin bir sayfasını bile yazmayı hayal edemeyeceğim hikayelerini … Okumaya devam et hypnagogia

sabah kahvesi

  Düşündüm de, klasik müzik eşliğinde üzerine ablamın yaptığı çilek reçelini döktüğüm nefis beyaz peynire bulanmış kızarmış ekmeği yeyip, ardından sade kahvemi keyifle yudumladığım “sabah ritüelim” ‘deki “ben” ile daha evden çıkalı 10 dakika bile olmadan arabanın içinde tek başıma oturduğum “ben” farklı dünyalarda yaşayan iki ayrı kişi. Dağlardan, tepelerden ne bulursa ardına katmış dev … Okumaya devam et sabah kahvesi

temmuz

Yine öyle bakar mısın? Yere oturmuş, günaha giden heyecanın hınzır telaşında Yine öyle bakar mısın? Gözünün benden ötesini bilmediği dalgınlıkla Yine öyle bakar mısın? Teslim olmuş bedenlerin soluksuzluğunda aşkı ictiğimiz o anla...

tutuklu

Beyoğlu İstanbul’da en sevdiğimiz yer. Öğleden hemen sonra metronun çıkışında buluştuk. Ona nasıl sarıldım, yine çok özlemişim. El ele tutuşarak caddeden karşıya geçtik. Hiçbir programımız yok sadece beraberiz ya o bize yeter. Meydandan İstiklal Caddesi'ne girdik. Bugün şanslıyız. Kış güneşi sarı ışıklarıyla ısıtıyor bizi, nefis bir gün. Fransız Elçiliği'nin önünde iki çirkin adam, korsan kıyafetleriyle … Okumaya devam et tutuklu

kıyı

Kış güneşinin apartmanların ardından günü terk ettiğini fark etmemişti. İlk gördüğü ışıklı yer burasıydı. Dışarıdan küçük bir aile işletmesi gibi görünüyordu. Sanki bir evin koca yemek salonu sokağa açılıyordu. Krem rengi pervazları, duvarın dibine dizilmiş küçük saksıları, beyaz örtüleri ile restoran koca binaya iliştirilmişti. Camlı kapıyı açınca çıngırağın sesi duvarda her yaştan aile bireyleriyle dolu … Okumaya devam et kıyı